3 Aralık 2011 Cumartesi

Tip 1 diyabet tanısı

Hastalık, genellikle ani geliştiğinden şikayetler çok belirgindir. Poliüri, polifaji, polidipsi ve ani kilo kayıpları görülür. Kan şekeri ölçüldüğünde yüksek değerler elde edilir. 
Şeker yükleme testi, kesinlikle yapılmamalıdır. 
Adacık hücrelerine karşı antikorlar (islet cell antibody-ICA), 
Anti- Glutamik asit dekarboksilaz antikoru (anti-GAD)
İnsüline karşı gelişmiş antikorlar (anti insülin antibody-AIA) sıklıkla saptanır.
Eğer hastalar, belirtileri ciddiye alıp bir sağlık kuruluşuna gitmezler ve yaşantılarına aynı şekilde devam ederlerse ketoasidotik koma tablosu ve bilinç kapalılığı ile doktora götürülürler.

Tip 2diyabet tanısı


Durum
2. saat glikozu
Açlık glikozu
mg/dl
mg/dl
Normal
<140
<110
Diyabetes mellitus
≥200
≥126
·         Açlık kan şekeri 126 mg/dl (2 ölçüm gerekir)
·         OGTT’ de 75 gr glikoz yüklemeden 2 saat sonra kan şekeri 200 mg/dl
·         Rastgele kan şekeri ölçümünde 200 mg/dl
·         Glikolize hemoglobin (Hb A1C) ≥ % 6.5
OGTT: Oral glukoz tolerans testi (Şeker yükleme testi)
Açlık kan şekeri 100 - 125 mg/dl arasında olduğunda, bozulmuş açlık glikozu denir.  OGTT’de, 75 gram glikoz yüklenmesi ile 2. saat sonunda kan şekeri, 140-200 mg/dl arasında olduğunda ise bozulmuş glukoz toleransından bahsedilir. 

İnsülin direnci tanısı

Normalin üst sınırından daha büyük bir açlık insülin düzeyi (yaklaşık 60 pmol / L) insülin direncinin kanıtı olarak kabul edilir. Tokluk insülin düzeyleri de tanıda fayda sağlar. Özellikle tokluk kan şekeri ile birlikte ölçümü ve değerlendirilmesi önerilir.
İnsülin direnci tanısı için, açlık kan şekeri ile aynı anda ölçülen açlık insülin düzeylerinin birlikte değerlendirilmesi ile elde edilir.
En doğru sonucu veren bu teknik olmakla birlikte uygulanması zahmetli ve zaman alıcı olduğundan araştırmalar için kullanılır.

Diyabet mekanizması

Glikozun kandan hücre içine geçmesini sağlayan ana hormon, insülindir. Aslında şeker hastalığında damar içindeki kanda şeker yüksekliği mevcut demekten ziyade, hücre içinde şeker azlığı veya şeker yokluğu vardır, demek daha doğru olacaktır. Bir başka ifadesi de “Varlık içinde yokluk çekmektir.”
Kan şekeri yükseldiğinde insülin salgılanır. Hücrelerin 2/3’ü yakıt kaynağı olan glikozu kandan almak için insülini kullanırlar. Ayrıca enerjiyi depolamak için ve gerekli diğer moleküllere dönüştürmek için de insüline ihtiyaç vardır. Kas ve yağ hücrelerinde görev almasına rağmen merkezi sinir sisteminde insüline ihtiyaç yoktur.
İnsülin, kas ve karaciğer hücrelerinde, glikozun glikojene dönüşümü için ana kontrol sinyalidir. 
Düşük kan şekeri, beta hücrelerinden insülin salgılanmasını azaltır ve glikojenden glikoz dönüşümü olur. İnsülin düzeyi düşük olduğu zaman normalde karaciğer hücreleri kana glikoz verirler. Bu da glukagon hormonu ile kontrol edilir. Karaciğerin glikozu kana vermesi, beslenme ve tedavide faydalandığımız veya düzelteceğimiz bir noktadır.
Yüksek insülin düzeyleri, anabolik etkilidir. Hücre büyümesi ve bölünmesi, protein sentezi ve yağ depolanmasını artırır.
İnsülin eksikliği ise katabolik etkilere neden olur. Protein sentezi bozulur ve asidoz olur.
İdrarda glikozun artması, ozmotik basıncı artırır ve idrar miktarını artırarak su kaybına neden olur. 

Diyabet belirtileri

Tip 1 diyabette şikayetler ve belirtiler çok kısa bir zamanda ortaya çıkarlar. Tip 1 diyabet hastalarında aseton kokusu ortaya çıkar. Kusmal solunumu denilen hızlı ve derin nefes alma görülür. Bulantı, kusma, karın ağrısı ve bilinç değişiklikleri olabilir. Bunlar, diyabetik ketoasidoza gidiş belirtileridir.
Tip 2 diyabette ise yakınmalar başladığı zaman hastalık 5-12 yıldan beri mevcuttur. Hastalık, çok yavaş ilerler ve gizli kalabilir. Yüksek kan şekeri, lensde şekil değişikliğine ve görme bozukluklarına neden olur. Şeker normale döndüğünde görme de düzelecektir. Bazı şeker hastaları ağız kuruluğu yakınmasına sahiptirler ve ağız kuruluğunun derecesinden şeker düzeylerini tahmin ettiklerini söylerler. Başlangıçta haklı olsalar da bir süre sonra, ağız kuruluğu yakınması daha yüksek kan şekeri düzeylerinde ortaya çıkacaktır. Bu da kişilerin şeker düzeylerini ölçtürtmemesine, başlangıçta tanı konamamasına ve tedavinin aksamasına neden olur. Tip 2 diyabet hastalarında ise dehidratasyon denilen su kaybına bağlı hiperozmolar koma ortaya çıkar.

Hamilelik diyabeti

Hamilelik diyabetinde insülin salgılanması ve yanıtı göreceli olarak yetersizdir. Hamileliklerin % 2-5’inde görülür. Doğumdan sonra genelde kaybolur. Fakat olguların % 20-50’sinde hayatın ileri yıllarında, diyabet tekrar ortaya çıkar. Burada bir yanlış anlamayı yok etmek gerekir. Çoğu kişi hamilelik diyabeti kaybolduğu için zararsız olduğunu düşünür.  Bu da gerekenleri yapma konusunda bir engel olarak karşımıza çıkmaktadır. İnsanlar şekerin zarar vermeyeceğini düşündükleri için önlem bile almamaktadırlar. Ayrıca hiç birşey yapmadan kan şeker düzeyi tekrar normale döndüğü için, hayatının ileri yıllarında da birşey yapmayı düşünmemektedirler. Oysa hem anne, hem de fetusun sağlığı tehlikeye girmektedir. Bebeklerde makrozomia denen yüksek kilolu doğum görülür. Kalp ve sinir sistemi anormallikleri ortaya çıkar. Kas iskelet sisteminde malformasyonlar olur. Bebekte artmış insülin, surfaktan yapımını durdurur ve solunum distres sendromuna neden olur. Kan dolaşımı bozulduğundan plasenta kanlanması da bozulur ve bu da doğum sırasında ölüme neden olabilir.

Tip 2 diyabet

Tip 2 diyabet ise insülin direnci ile karakterizedir. İnsülin sekresyonu göreceli olarak azdır. Dokuların insüline yanıt vermemesinin nedeni, insülin reseptörleri olabilir.